“Sultan Vahideddin Han, 17 Kasım 1922 sabahı “MALAYA” isimli bir gemiye binerek gizlice yurttan kaçtı”

Cümlesi neredeyse okula başladığım günlerden itibaren hep karşıma çıkan bir kalıp olmuştur. Fakat bu işin aslı astarı nedir?

Sultan, memleketi terk etmek için niçin İngiliz vasıtasını kullandı? ve onlardan yardım istedi? Yurttan çıkmak için bir başka yöntem ve yardımına sığınılacak bir mercii yok muydu?...

Şu, o günler için asla unutulmaması gereken bir hakikattir ki; bir kere İstanbul, İngilizler’in işgali altındaydı. Yani Refet Bele, İstanbul’a 19 Ekim 1922’de girdi diye İstanbul’daki sosyal ve askerî dengeler bir anda değişmedi.

Nitekim Refet Paşa, 19 Ekim 1922’de İstanbul’a girdi ama İngilizler İstanbul’u 6 Ekim 1923’de boşalttılar. Yani Refet Paşa’nın şehre girmesinden tam bir sene sonra şehir her yönü ve her tarafı ile Türk hâkimiyetine girdi.

Fakat Sultan Vahideddin Han İstanbul’dan, Türkler tarafından şehrin hâkimiyetinin ele geçirilmesinden bir sene önce yani 17 Kasım 1922 günü çıktı ve, o çıkışın yaşandığı gün şehrin hava, kara ve deniz yoluna tam anlamıyla İngilizler hâkimdi. Nitekim şu da unutulmaması gereken bir hakikattir ki;

Mustafa Kemal Paşa’da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla 16 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a gitmek için İstanbul’daki İngiliz yetkililerinden izin aldı ve irtibat subayı John Godolphin Bennett tarafından da pasaportuna vize verildi. Bandırma, Samsun yoluna çıkmadan evvel de Üsküdar yakınlarında yine bir İngiliz devriye botunda bulunan bir takım asker tarafından çok sıkı bir denetim ve kontrolden geçirildi.

Bu durum Nutuk’ta da sabittir. Ve Mustafa Kemal Paşa’da aynen böyle ifade etmektedir. Deniz yoluyla bir insan Türkiye’de bir yerden bir yere gidecekse denizlere hâkim olan İngilizler’e müracaat etmesinden daha mantıklı bir şey olabilir mi?

İngiltere, 20.yy. ortalarına kadar denizcilikte en büyük ve tek hâkimdi. İşgal sonrasında ise denizler ve şehirler İtilâf devletleri arasında pay edildi. İstanbul da İngilizler’in işgali altındaydı. Ve onların haberi olmadan izinsiz bir şekilde şehirden çıkmaya imkân yoktu. Bir başka husus ta güvenlik meselesi idi. İngiliz takip ve denetimi altında bulunan İstanbul Boğazı ve diğer Türk denizlerinde İngiliz gemilerini kullanmaktan başka bir çare o devrin imkânları içerisinde mevcut değildi.

Nitekim İstiklâl Savaşı yılarında Ankara Hükümeti’nin çeşitli münasebetlerle Avrupa’ya gönderdiği temsilcileri ve Londra’ya gönderdiği delegeler de hep İtalyan ve Fransız torpidolarıyla gidip geliyorlardı. Dahası bu sıralarda biz, İtalya ve Fransa’yla, İngiltere’yle olduğu kadar olmasa bile yine de düşmandık. Bundan bir süre sonra ise vatan topraklarından beşikteki çocuğundan, seksenlik yaşlısına kadar tüm fertlerinin yurt dışına resmen kovulan Osmanlı hanedanı mensupları da Türk nakil vasıtarıyla değil, yabancı gemiler tarafından götürülmüştür.[1]

Yani, Sultan Vahideddin Han’ın, ülkeyi terk etmek için İngiliz yetkililerine müracaat

etmesi ve bir İngiliz zırhlısını kullanması “hain olduğu, İngilizler’le işbirliği yaptığı ve İngilizler’in adamı” olduğu önyargısını destekleyen bir delil teşkil etmemektedir. Yani o günlerde yurt dışına ya da Anadolu’ya geçmek isteyen bir İstanbul’lu muhakkak suretle İngilizler’e müracaat etmek mecburiyetindeydi.

Hepimizin bildiği gibi Saltanat 1 Kasım 1922’de kaldırıldı. Fakat Sultan, Refet Paşa ile görüşmesinden yirmi gün sonra. İngiliz komutan General Harrington’a yazdığı bir dilekçe neticesinde memleketi terk etmiştir. Sultan için çok da fazla bir seçenek kalmamıştır. Ya yurtta kalacaktır, ya da gidecektir. Kalsaydı bence de iyi olurdu. Ama bu seçeneği tercih etseydi, belki taşlanarak öldürülecekti, belki linç edilecekti, belki bir yangında öldürülecekti, belki hayatının sonuna kadar soğuk hücrelerde müebbet hapis yatacaktı, belki de…

O, Mustafa Kemal’il elçisi olarak gelen Refet Paşa’nın ve etrafında bulunan kişilerin telkin ve gizli tehditleriyle bir süreliğine gitmeyi tercih etti. İngiliz komutan General Harington’a kendisini yurt dışına çıkartması için müracaatta bulundu. General, bu isteğin yazılı olarak yapılmasını istedi. Ve bunun üzerine Sultan, 16 Kasım’da eski kayınbiraderi Zeki Bey aracılığı ile bir dilekçe-mektup gönderdi. Bu mektup General’e hitaben bizzat Sultan tarafından kaleme alınmıştı;

“İstanbul’daki İşgal Orduları Başkumandanı General Harington Cenapları’na;

İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devlet-i fehimânesine ilticâ ve bir an evvel İstanbul’dan mahal-i âhere naklimi taleb ederim efendim. 16 Kasım 1922.

Müslümanlar’ın halifesi Mehmed Vahideddin”

Telgrafın orijinal metni

[1] Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Hanedan ve Son Sultan, Yeni İst 30 Kasım 1966 Tar Neşredilen 277 numaralı nüsha.


Bu haberin içeriği hakkındaki bütün sorumluluk sadece Haber7 kurumuna aittir.
DEVAMI
En çok yorumlanan haberler
  • Öğretmen geçinemiyor
    Memurlar
  • İlköğretimde sınıf arkadaşı tecavüz etti
    Mynet
  • Haftada 4 kez robotla sevişiyorum, eşim de gayet mutlu
    Mynet
  • Köylerin emlak vergisi 3 yıl sonraya ertelendi
    Milliyet
  • TARAFSIZ bağımsız son dakika haberleri
    GÜNDEM 2017.11.25
  • Dolar tahvil faizleriyle yönünü yukarı çevirdi
    Bloomberght
  • Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesine dair yönetmelikte değişiklik
    Memurlar
  • Almanya Dışişleri Bakanı Irak'a gidemedi
    En Son Haber
  • AB, Paradise Papers'ı inceliyor: Türkiye, kara listeye girebilir
    Medyafaresi
  • Bahçeli’den o slogana tepki: Kullanmayın bir daha
    Medyafaresi
  • ŞEYMA, ACUN'A SOSYAL MEDYADAN SİTEM ETTİ: KEŞKE BANA DA BAKSAYDIN
    HABERLER.COM
  • TARAFSIZ bağımsız son dakika haberleri
    GÜNDEM 2017.11.25
Paylaş: